Sayfalar

31 Ağustos 2010 Salı

True Blood da Sezon Finaline 1 Kala Neler Oldu ?


62.Emmy ödülleri faciasından sonra anca kendime gelebildim.Ve tövbe ettim Emmy ye takılan,önem veren Fringedeki ucubeler gibi olsun.O jüri üyelerinin kafasına göklerde uçan Mad Men adamları düşsün inşallah.
Bundan kelli Emmy e olan inancım yok olmuştur.

Amma velakin her vakit bu sinirle oturulmaz.İlacım olan şeyin bir bölüm True Blood izlemek olduğunu anladım akabinde.Sezon finaline 1 kala bu kanlı yaratıkları,ucubeleri,cadıları,perileri,cartunu curtunu büyük bir iştahla ve ağzı açıklıkla izledim.
Haftaya yayınlanacak sezon finaliyle yaklaşık 1 yıl beklemek zorunda olduğumdan mütevellit ,adeta çocukların bitmemesi için yudum yudum içtiği meyve suyu misaliyle izledim.

Ah be Eric Northman sen ne yüce varlıksın öyle.Sivri dişlerine kurban olduğum,sarı saçlarındaki röflelerine yandığım.Ailenin kinini 1000 yıl içinde taşımak,1000 yıl sonunda karşılaştığın acımasız vampire karşı her şeyini hatta canını bile ortaya koymak.,dünyanın az da olsa bu pislikten kurtulmasını sağlamak.Nasıl bir varlıksın sen ey Eric,anlat bize.

Velhasıl Eric e karşı yaptığım kompliman başlangıcından sonra gelelim bu bölümün  (3x11) başlangıcına.
Ayrık dişli hanım kızımız Sookie,Eric'in içinde bıraktığı şüpheleri doğrulatmak için Fantagsia ya gitmiştir.Ericle bir iki yiyişmeden sonra cevapları alacağını ummaktadır.Fakat Eric aklına Pam'in de girmesiyle Sookie ye bırakmak yerine bodruma kilitlemiştir.Sookie her zaman ki çirkinliğyle haykırmaktadır ; '' I hate you Eric,I hate you !!!!! ''

Asil ama içten pazarlıklı vampirimiz esas oğlan Bill ise sevdiceğinin çıkardığı haykırışları hissetmiş ve Fantagsia ya onu kurtarmak üzere yol almıştır.Karşısına  çıkan pembe vampir Pam Sookie yi aramasına izin verecek midir peki ? Heçç sanmam.Bizdeki biber gazı spreyinin vampirlerdeki karşılığı olan gümüş suyu spreyi ile Bill'i bir süreliğine durdurmuştur.

Aşağıda ise işler iyi gitmektedir tam o sırada.Eric'in seks oyuncağı Estonyalı dansçı (şu an ismini hatıurlayamadım) Eric' uyuz olduğu için Sookie nin serbest kalmasına yardım eder.Bill 'i kurtaran o eller Pam'i gümüş ile bağlar.-Pam'e kalkan eller kırılsın ulan duydunuz mu !!! Ben böyle tatlı başka bir vampir daha görmedim şu ahir tv hayatımda.Dokunmayın hatuna.-

Dizinin vazgeçilmez adamı,rengi her şeyi LaFayette ise sevgilisi Jesus ile ''V'' suyu eşliğinde enteresan mekanlara aylık uçuşunu yapmaktadır.(Çok güzel sahneler olmuş ayrıca,izlerken ben bile büyülendim.Eline sağlık Alancığımın) Fakat bu Jesus da bir gariplik var arkadaş.Yılan gözlü adam,soyuda cadı dolu zaten.Bir sonraki bölümün promosundan anlaşılacak üzere büyücü olması kuvvetle muhtemel.LaFayattenin kaçık anası sölüyordu habire ''Coming,coming'' diye.La La da bir güzel şutladı yılan gözlü Jesus u evinden.

George Bush kılıklı Jason da sevgilisi Crystal'ı panter şeklinde görmüştür sonunda.''OH ! Mama!'' Hala ne şaşıryorsun aa eblek sanki etrafında normal insanlar var hep,varsın bu da panter olsun.Ne farkeder.Etrafta mal mal dolaşacağına al şu kızı yanına da rahat ettir azıcık.Çakma polis havalarında dolaşmakla olmuyor öyle.Sookie yi arayacakmış,hadi ordan kardeşinin başına neler geldi de bi bok bildiğin yoktu senin.Şimdi mi kıymetli oldu ?

True Blood'un en sevimli,masum aşıkları Hoyt ve Jessica yaklaşık 1 sezon aradan sonra kavuşabildiler sonunda.Hee gerçi Jessica Hoyt a biraz fazla kaçıyor ama olsun Hoyt ta efendi çocuk.Habire seni seviyorum seni seviyorum dünya umrumda değil diyen Hoyt a karşılık  ben çok kötü biriyim seni hak etmiyorum,ayrı dünyaların insanlarıyız,senin sevdiğin işte böle lanet,pislik biri diyen Yeşilçam dan fırlamış bir Jessica vardı huzurlarımızda.Yavrucum sen bir vampirsin yapacak bişi yok tabii ki öldüreceksin doğan böyle.Hoyt bilmiyor mu sanki vampirlerin böyle olduğunu.Ama adam seviyor gel beni ısır benim kanımı iç dedi şakkadanak.Yumul Jessica dişine kuvvet.

Ardından bu sezon benim Franklin Mott dan sonraki favori karakterim Russel Eddington ile karşılaştık.Bayılıyorum bu adama.Tam anlamıyla bir pislik ama mizah yönü çok gelişmiş yaşadığı 3000 yıl boyunca.Elinde Eric'in öldürdüğü sevgilisi Talbot'un parçalarının bulunduğu kristal kasesiyle beraber ordan oraya dolaşıp birbirine katıyor.Özellikle geçen bölümdeki  ''Hava durumuyla devam ediyoruz.Tiffany ?? '' repliğiyle beni benden almıştı.Gülmekten yarılmıştım.
Eric Talbot'u neden öldürdüğünü itiraf etti.Ve Sookieyi koz olarak sundu Russell a.Gün ışığına çıkmayı vaad ediyordu bu çılgın vampire.Tamamdır cevabının ardından düştüler yola Sookiye yakalamaya.

Araba da yolculuk eden çiftimiz Sookieehhh ve Biellllll de normal hayatımız olaydı triplerindeler.Yok bahçemiz olurdu içinde sebze yetiştiridik yok örtmen olurdum,evlenirdik bıdı bıdı.Bi gidin ya.
Şak diye nasıl da durdu arabanızı Russell ama hahaha.

Vampirler cephesinde bunlar yaşanırken Merlotte's semalarında da işler garipleşmişti.Kızıl güzel Arlene Rene de olan çocuğunu düşürmeye çalışıyordu.Şeytan dünyaya getirmek istemiyordum diyor sürekli.Ama illaçocuk babasına benzeyecek diye bir şey mi var anlamıyorum.Belki iyi biri olacak.Bu çifte standart değilde nedir yani.Bar da çalışan yeni garson da bariz büyücü ya da cadı.Önümüzdeki sezon etkin bir rol bekliyorum ondan.

Ama şu Terry ne iyi adamdır yahu.Bildiğin kanatsız melek,üstelik taş gibi de.Arlene i deli gibi seviyor,çocukları sahipleniyor,kendinden olmayan bir çocuğu büyütmek için bile can atıyor.İşini gık demeden yapıyor,herkese iyi davranıyor.
Ey Sam piçi nasıl bağırırsın sen bu melek adama,savaştan çıkmış deli herif diye.Kendine bak eziklerin şahı.Böyle etrafı yıkıp dökerek,ona buna çemkirerek saygı kazanılmaz.Amelesin amele olarak kalacaksın.O kuş beyinli mal kardeşini de al defol git buralardan.Anca Tara gibi tipsizle yatarsın zaten.Sana da o yakışır.Tara da ayrı bir kevaşe yatacak adam kalmadı ya hemen atladı Sam'e ''hadi sik beni .'' diye.Maymundan farkın yok be,gece görsem korkarım.Şu kuzenin LaFayette'nin tırnağının ucu bile olamazsın.Git Andy i korkut anca sen.

Neyse kızgınlığımı döktükten sonra gelelim muhteşem dörtlüye.Russell,Eric,Sookie ve Bill Fantagsia ya gitmişlerdir sonunda.Pam onları bekler.Ama Eric'in bir planı vardır ve bir şekilde anlatmıştır bunu Bill'e.Yanlız anlamadığım bir nokta var.Bu vampirlerin işitme duyuları çok gelişmemiş midir özellikle de Russell gibi yaşlı bir vampirin.Bunlar dışarıda konuşurken nasıl duymamış olsun ki konuştuklarını,enteresan.

Russell Eric'e ilk onun denemesini söyler.Eric kabul eder.Hee bir de o sırada rol icabıyla Bill Sookieyi satışlardadır.Sookie kudurur başlar bağırmaya en çirkin haliyle gene ''I hate you,I hate all ! ''

Eric de Russell da Sookie yi ısırırlar.İlk Eric çıkacaktır gün ışığına.Pam yavrum nasıl da ağlıyordu öyle,atası gidecek sonuçta her şeyi farkında.Ne güzel de teselli etti vampirlerin vikingi onu ''Seni duygusuzken daha çok seviyorum biliyorsun Pam,ağlama.''Bir de alnında öpüverir.

Artık dışarı çıkış vakti gelmiştir.Bir kaç adım bişi olmaz.Kameralara kandıktan sonra Russell da çıkar günışığına.''Yıllarca süren gecelerden sonra bunu da gördüm,bir çocuk kadar mutluyum.'' (Acıdım adama bi an,yazık)

Bill de arkada zırlar,bırak da Sookieye kan vereyim ölecek ölecek diye.Dur be ! Pam yavrumun atası gidiyor orda senin koca ağızlı tipsiz Sookieni mi düşünecek.

En sonunda Eric'in yanmış yüzü döner ve Russellı kendine kelepçeler.Artık birlikte öleceklerdir.Russella orda da bi yarıldım '' You traitor.Fucking madmen. '' cümlesiyle.(Her sene Mad Men e ödül veren emmy jürisine gitsin bu cümle.)

Bakalım haftaya sezon finalinde neler olacak.Meraklardayız.Bitmese hep yayınlansa deyip üstün bir bencillik olayına girmek istiyorum,ama yapmayacağım.Haftaya sezon finali yazısıyla görüşmek üzere. :)





27 Ağustos 2010 Cuma

Nip Tuck - Tanışma

Ara ara başlangıç sahnesini izleyip onu ne kadar özlediğimi daha iyi anlıyorum.Tam 6 yıl olmuş dile kolay.Yok yok bir daha böylesi gelmeyecek ,ben bir daha böylesine başka bir diziyi sevmeyeceğim.

Christian ve Kimber'ın tanışma sahnesi,bu şahane acı masalın başlangıcı.

Karakter İkizleri

Envai çeşit dizi var piyasada.Bilimkurgusu,draması,komedisi,yarı belgeseli,animasyonu vs.Bu dizilerin içinde de sürüyle karakter var.İzlerken lan gel kankam ol,bi yanımda gez bana akıl ver,sevgilim ol,can yoldaşım ol gibi absürd triplere girebiliyor insan.Nasıl benimseniyorsa artık.

Bu karakterlerinde bir kısmı birbirine benziyor.Tip olarak benzeyen de var,huy olarak benzeyende.Acaba hangisi yaratılırken ötekisinden esinlenilmiş de bu iki karakter birbirne bu kadar benzemiş diyebiliyor bazen izleyici kişi.

Bende oturdum düşündüm,dedim hangileri birbirine benziyor  hakketende.İzlerken baya aynı bunlar diyebiliyorum.Bi baktım bu liste çıkmış karşıma.

1.Profesor Hubert J.Farnsworth (Futurama) & Dr.Walter Bishop (Fringe)


Futurama nın çatlak profesörü Farnsworth ile Fringe sevimli kaçık profesörü Walter Bishop.İzlerken iki karakter de aynı elden mi çıkmış acaba diyorum.İki karakter birbirine ancak bu kadar benzer.

Olaylara olan ani çıkışları,konuşmaları,etrafındakileri yönlendirmeleri,yemek zevkleri,kaçık icatları her şeyleri ile aynı bunlar.Gerçi Farnsworth Bishop a göre daha kaçık sayılabilir amma velakin dizinin animasyon olmasına bağlıyorum bu durumda biraz.

Walter’ın oğlu Peter ı varsa,Hubert’ın da büyük büyük büyük (dizinin konusuna istinaden Fry aslında Huberttan daha geç ama geçmişten geliyor 3000 yılına) amcası Fry’ı var.
Walter’ın  Ajan Dunham ı varsa Hubert’ın da kaptan Leelea sı var.

Walter’ın paralel evreni varsa Hubert’ın da ekstra ilginç süpersonik gezegenleri var.Her ikisi de insanlar üzerinde deney yapabilir bilim uğruna.Canlarım pek bi şekerler.Gülüşlerinden ve kırışlıklıklarından öpüyorum ikisinide.




2.  Fitch Cooper (Nurse Jackie) & Rachel Berry (Glee)

 

Biri Gleenin altın sesli kızı Rachel Berry ötekisi de Nurse Jackie nin yetenekli ve yakışıklı doktoru Fitch Cooper.Bir erkek ve bir dişi nasıl birbirine benzer diyebilirsiniz ama bu iki karakter neredeyse birbirlerinin kopyası gibi.

Egoist,popüler olmaya bayılan,her yerde lider olmak isteyen,olamadıkları durumlarda ise bulundukları ortamı terk edip gidebilen iki megaloman ve sorunlu karakter bunlar.Popüler olmak adeta bir takıntı halindedir Fitch  ve Rachel da.Yaptıkları işlerde çok iyi oldukları halde çevrelerinden yeteri kadar değer ve ilgi bulamadıklarını düşünürler.

İkisi de dedikoducudur,ağızlarında bakla ıslanmaz.
İkisi de aslında ezikdir,kendilerini habire kanıtlamaya çalışırlar.
İkisinin de çok fazla arkadaşı yoktur,olmasını isteselerde kendilerini insanlardan hep uzaklaştırırlar.Anında satış potansiyelleri vardır.
İkisi de sorunlu çocukluk geçirmiş,ailelerinin hırslarına alet olmuştur.
İkisinin de eşcinsel ebeveynleri vardır.

Rachel’ın 2 tane gay babası,Fitch’in ise 2 tane lezbiyen annesi vardır.

En önemlisi her ikisi de ilk izlenildiğinde göze inanılmaz antipatik görünür ama izledikçe kendilerini sevdirirler   :)




3.Tanya Skagle (Hung) & Liz Lemon (30 Rock)









 

Hung’ın bahtsız acemi pezevengi Tanya ve 30 Rock ‘ın her şeyi,şaşkın Liz Lemonı.İki karakterin tipleri de dahil pek çok özelliği birbirine benziyor.

Öncelikle tiplerinden başlayalım.Hemen hemen yakın tarzları var bu hatunların,saçları falan da aynı.Gene de kuşkusuz Liz Lemon güzellikte daha ağır basar.

Ama her şeyden öte Liz ve Tanya nın en önemli ortak özellikleri kaybedenler klubünün en seçkin üyeleri olmaları.Her yaptıkları işte kaybeden bu ikisi olur.Ellerine yüzlerine bulaştırırlar işi.İyi olmaya çalışsalarda aksilik gelir onları bulur.

Zaferleri uğruna acımazsız da olurlar,sinsi planları uygulamaya geçirirler.Gerçi bu konuda ne kadar başarılı oldukları tartışmaya açıktır.
Liz aşık olduğu erkeği kazanmak uğruna onun kız arkadaşını işten kovdurur.Tanya otoriteyi ele alabilmek uğruna Lenore’un köpeği Azgın Patty i kaçırır.(Ahahha)

Sevgili konusunda da bahtsız dır bu hatunlar.Gelen terk eder,giden terk eder.

Diğer yandan ikisininde eli iyi kalem tutar.Liz bir senaryo grubunun başıdır,tv programı hazırlar,yazar.Tanya ise istediğine bir türlü kavuşamamış bir şairdir.

İkisi de ailelerine habire kendilerini kanıtlamaya çalışır.

Liz’in başında bela Jack Donaghy vardır,Tanya’nın ise Lenore.
Tez zamanda kaybedenler klubünden ayrılmalarını diliyorum bu iki hatunun :)

4.Chandler Bing (Friends) & Jeff Murdock (Coupling)

 

Friends ve Coupling.İçerikleri birebir aynı olmasa da birbirine benzeyen iki dizi.Biri Amerikan biri İngiliz yapımı.Komedinin yapı taşlarıdır hatta bu 2 dizi.

Chandler ve Jeff de bu iki dizinin belkide  en komik,en şanssız ,en eğlenceli karakterleridir.

Hafif saflıkları,salaklıkları,sakarlıklarıyla birbirlerine benzerler.İkisi de kadınlar konusunda o kadar şanslı sayılmaz.Gerçi Chandler’ın Jeff’e nazaran daha başarılı bir grafiği vardır kadınlar konusunda.Ancak her ikisi de bir kadın ile karşı karşıya geldiğinde aptala döner ne yapacağını bilemez,saçmalar.

Yaptıkları salak salak espriler ile arkadaşlarını canlarından bezdirebilirler.

Chandler’ın en iyi arkadaşı Joey vardır.Çoğu zaman kızları ayarlayan Joey olur.Jeff’in ise gene en yakın arkadaşı Steve vardır.O da kadınlar konusunda Jeff den kat kat üstündür.

Bu iki karakter yer aldıkları dizilerin en sevimli kahramanlarıdır.Sevimli yakışıklıkları altında insanı eritirler :) 




5.Gregory House (House M.D.) & Sherlock Holmes (Sherlock)

 

Biri tarihin en ünlü Dedektif karakterlerinden biri Sherlock ,diğeri de televizyonun en sıra dışı doktoru House.

Sherlock günümüze uyarlanarak bir mini dizi olarak çekildi bu yıl.House da yaklaşık 6 yıldır severek izliyoruz.

Bahsettiğim karakterler arasında belkide en çok birbirine benzeyen bu ikisi.

İkisi de işlerinde en iyisi.İkisi de sorunlu,ikisi de zor insanlar.İpuçlarını yakalayarak sonuca öyle bir ulaşırlar ki şaşırır kalırsınız adeta.En ufak detayları kullanarak büyük olayları açığa çıkarırlar.

Alanları farklı olsada onlar işlerinde efsanedir.House en bilinmedik hastalıkları araştırarak ortaya çıkarır insanların hayatlarını kurtarır.Sherlock ise korkunç,cinayetleri enteresan yöntemleriyleortaya çıkarır.

Bunlar sadece işleri hakkında ki benzerlikleri.Sosyal konularda,huylarında da pek çok ortak özellik vardır bu 2 karakterin.House da sorunludur,aksidir,pek dostu yoktur.Sherlock da birebir aynıdır.Normal olmadıklarından mütevellit insan ilşkileri de çok sağlam değildir.

House’un en yakın arkadaşı,her şeyi Wilson’u vardır.Wilson House’un bütün aksiliklerini çeker,onu sever.Sherlock’un sağ kolu,kadim dostu Dr.Watson’ı vardır.Hatta tarihin en bilinen ikililerinden birini oluşturmuşlarıdır.

Aşk konusunda da aynıdır karakterlerimiz.House’un tuhaf bir ilişki yaşadığı Lisa Cuddysi vardır.Sherlock’un ise dünyada tek hayranlık duyduğu kadın Irene Adler’ı vardır.

Sherlock kokain ve morfin bağımlısıdır House ise Vicodin bağımlısıdır.

Sherlock harika keman çalar.House ise piyano çalar.

Görülen köy klavuz istemez.House ve Sherlock adeta kardeş gibiler bu özelliklere bakılınca.Bu iki tatlı kaçığa da bayılıyoruz her şekilde.

6.Mick St. John (Moonlight) & Bill Compton (True Blood)






 

İki vampir dizisinin yakışıklı ve asil vampirleri onlar.Moonlight tan Mick ve True Blood dan  Bill.

Kuşkusuz en dikkat çekici yönleri yakışıklılıkları bu vampirlerin.Her ikisi de esmer uzun boylu ve karizmatik.

İkisinin de vampir olmalarına karşın insan aşkları var.Mick’in Beth’i,Bill’in ise Sookie si.
Gerçi aşk konusunda iki karakter farklı.Sookie ile Bill’in tutkulu bir aşkları varken Mick ve Beth’in henüz tam olarak oturmamış,daha naif aşkları var.

Bill de Mick de istemeye istemeye kendilerine aşık olan bir kadın tarafından vampire dönüştürülmüşlerdir.Vampir olmaktan nefret ederler.

İnsan kanı içmeyi çok istemeselerde,mecburiyetten içmek zorunda kalır her ikisi de.
Zavallı karizmatik vampirler,sonsuza dek böyle yaşamak zorundalara istemeselerde :)

7.Christian Troy (Nip Tuck) & Charlie Harper (Two and a Half Men)

 

Onlar dizi tarihinin en çapkın,en megoloman,en egoist,en seks ve para düşkünü karakterleri.Biri Nip Tuck’ın yakışıklı ama sapkın estetik cerrahı Christian Troy diğeri Two and a Half Men efsanesinin zengin ve çapkın müzisyeni Charlie Harper.

İkisi de aşırı derecede çapkındır.Kendilerini önemserler.Yaptıkları işlerde bir ilah olduklarını düşünürler.Karşı cinsi yaptıkları işlerle etkilemeyi bilirler.

Kadınlara zaafları vardır.Seks düşkünüdürler.Aynı zamanda alkoliktir karakterlerimiz içmeden duramazlar.

İkisinin de yanından bir türlü ayrılamadıkları kardeşleri vardır.Christian’ın manevi kardeşi Sean,Charlie’nin ise baş belası kardeşi Alan.

Christianın da Charlie’nin de o kadar sapkın hayat yaşamalarına rağmen asla vazgeçemediği kadınları vardır.Christian’ın porno kraliçesi Kimber,Charlie’nin ise düzen delisi Chelsea.


Ne kadar pislik,çıkarcı,alkolikte olsa bu adamlar dünyanın en karizmatik adamları listesinde başı çekerler.

Şimdi gelelim huy olarak değil de tamamen fiziksel olarak birbirine benzeyen karakterlerimize.

1.Serena Van Der Woodsen (Gossip Girl ) & Olivia Dunham (Fringe )







 

Karakterleri birbirinden çok farklı olsada birbirlerine çok benziyor bu ikili.Baş döndürücü güzellekleriyle yer aldıkları diziye renk katıyorlar.



2.Richard Alpert (Lost) & Mark Benford (FlashForward)









 

Gözleri sürmeli yakışıklılar.Ben FlashForward ı ilk izlediğim de Mark Benford a aaa bak bu Richard Alpert demiştim.Bayağı bir benziyorlar doğrusu,karıştırmamak elde değil.

3.Merlin (Merlin) & Sherlock Holmes (Sherlock)

 

Bu ikisi de aşırı benzeyenlerden.Şaşkın tipleri,kepçe kulaklarıyla birbirlerinin kopyası gibiler.

4.Tara Gregson (United States of Tara ) & Ruth Fisher (Six Feet Under )








 

Tara ve Ruth birbirlerine benziyorlar gerçektende.Her ne kadar Tara nın farklı 4 karakteri olsada. :)




5.Summer Roberts (The O.C.) & Blair Waldrof (Gossip Girl )
















Bu ikisi oynadıkları diziler itibariyle de fiziksel özellikleri iitbariyle de birbirlerine hakikaten çok benziyor.

6.Christopher Chance (Human Target ) & Father Jack Landry (V)




 

Benzerlik inanılmaz.

7.Kimber Henry (Nip Tuck) & Betty Draper (Mad Men )


 

Kimber ve Betty diğerleri kadar aşırı benzemeslerde birbirlerine havaları aynı gibi geliyor bana.Birini izlediğimde ötekini hatırlıyorum. :)


Karakterlerinde ikizleri vardır işte böyle.Dizi karakterleri ikiz yaratılırmış derler. :P 
















































16 Ağustos 2010 Pazartesi

Glee ! Yay !

Bugün kulaklığı takıp müzik dinlemeye başlayınca fark ettim.Glee yi çok özlemişim ben.Hasretim kabardı,bütün gün Glee şarkılarını dinledim.

En sevdiğim Glee performanslarından bir kaçını sıraladım,buyrunuz. :)

              Like a Player



          Single Ladies


        Safety Dance


    Run Joey Run


  
 Ice Ice Baby


PRİNÇ


Geçen yıllarda internet üzerinde dalga dalga yayınlan Lost Bilgisayarı ile eğleniyorduk.Lost ile birlikte onu da kaybettik.Bu günlerde ise Lost Bilgisayarı nın yaratıcısı Evliya Çelebi den yeni bir yapım geldi.PRİNÇ.

Fringe,X-Files,Warehouse 13 gibi dizileri alıp birleştirin üstüne klişelerden oluşturulmuş bir sos ekleyin.Parodinin bini bin para.

Ben izledim,çok beğendim.Bizim Arka Sokaklar,Çocuklar Duymasın vs. gibi dizilerinde işin içine girdiği sevimli bir yapım.İnternet üzerinden takip edebilirsiniz.

15 Ağustos da ilk bölümü yayınlandı,birizleyin bakalım ,neler düşüneceksiniz ? :)

Prinç - 1. Bölüm (Pilot) from Evliya Çelebi on Vimeo.

Ferahlatan Diziler

Ağustosun ortalarına girmişken artık bildiğin kavrulma,erime,mayışma hallerindeyiz.Evden çıkmak için her yerini buzla kaplamak veya en kalıcı çözüm yöntemi olarak derinin altına insan kliması falan taktırmak gerekiyor.

Evlere hapsolduk adeta.Yapacak işlerin en güzeli de zamanı geçirip değerlendirmek adına dizi,film izlemek kuşkusuz.

Peki bu yazın yakıcı sıcağına hangi diziler deva olur,hangileri serinletir,ferahlatır,rahatlatır?

Orta halli bir liste çıkardım yaz mahkumlarına bende.Buyrun okuyun,izleyin,ferahlayın !


                                    HUNG

Bir lisede baseball koçu olan Ray Drecker karısı Jessicadan ayrıldıktan sonra ikizlerini yanına alır.Fakat beklenmedik bir şekilde evi yanar ve beş parasız kalır.Bunun üzerine zengin bir doktorla evli olan Jessica çocukları tekrardan kendi himayesi altına alır.Ray artık yalnızdır.Elinde yanmış,onarılmayı bekleyen bir evi ve bahçede uyuduğu çadırı kalmıştır.

Tesadüf odur ki bir gün ‘’Milyoner Olmak İster Misiniz ? ‘’ kursuna katılır ve daha önce seks yaptığı bahtsız şair Tanya ile karşılaşır.İşte her şey bundan sonra başlayacaktır.Tanya’nın yardımlarıyla aslında elinde mutsuz kadınları mutlu edebilecek bir aletinin olduğunu anlamıştır.Ray bunu şansdan zerre kadar pay almamış hayatında bir çıkar yolu olarak bulmuştur.Tanya’nın pezevengliğinde mutluluk uzmanı Ray  Drecker olmuştur.Tarihin en eski mesleği fahişeliği yaparken bir takım şeyleri de gizlemek zorundadır.Ray için işler artık eskisinden çok daha fazla gariptir.

Dizi şu an 2.sezonunda,yayınlanmaya devam ediyor.Kara komedilerin genel özelliği olarak bölüm başı 21 dakika.Ray’in hikayelerini ve kadınlarını izlerken sıkılmayacağınızı garanti ederim.

                                  SHERLOCK

Daha önce hakkında bir tanıtım yazısı yazmıştım.Klasik İngiliz dedektifimiz Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr.Watson artık  21.yy da maceradan maceraya koşuyor.BBC nin yeni dönem mini dizilerinden biri.3 bölüm(ki belkide daha fazla tam olarak bilinmiyor) den oluşuyor.Her bölüm 90 dakikalık bir film uzunluğunda.Eşsiz Londra görüntüleri eşliğinde onlar ile birlikte ipuçlarından sonuçları çıkarmaya çalışacaksınız. Heyecanlanacaksınız,güleceksiniz.Evet,Sherlock aramızda !


                            MATRİOSHKİ

Klasik Amerikan ve İngiliz dizilerinin aksine bu sefer ki önerim b iraz farklı.Belçika,Tayland,Almanya,Hollanda,Litvanya,Estonya,Moldova,Bulgaristan gibi ülkelerde geçen Belçika yapımı.

Günümüzde ne yazık ki oldukça fazla olan kadın ticaretini konu alıyor.İzledikten sonra hayat kadınlarına aynı şekilde bakamayacağınıza emin olabilirsiniz.İnsan hayatının böylesine basit ve karanlık olduğunu gösterdikçe tüyleri diken diken etmekte.


Dizi 2007 yılında FX kanalı tarafından hem internet hem de tv üzerinden yayınlandı.2.sezon sonunda bitirildi.

Ayrıyetten dizinin jeneriği de şahane.



                                     PERSONS UNKNOWN

Bu yazın en sükse yapan dizilerinden biri.Ucundan az buçuk Lost,Prisoner izleyenlere konusu tanıdık gelecektir.Kaçırılan ve gözlerini hiç bilmedikleri garip bir kasabada açan 7 kişi nasıl bir durumda olduklarını anlamaya çalışmaktadır.Yerleştirilen kameralar sayesinde bu 7 kişinin her yaptığı da gözlenmektedir.

Dizi yayınlanmaya devam ediyor.Toplam olarak 13 bölümden oluşuyor.Öyle ahım şahım,şöyle iyi böyle iyi bir dizi demeyeceğim ama şu yaz sıcağından fena gitmiyor.

                                 
                                         
                                  FUTURAMA

Çizgi dizilerin en komiklerinden biridir Futurama.The Simpsons ın yaratcısı Matt Groening in elinden çıkmıştır.

1999 yılının 31 Aralık ında yani milenyuma dakikalar kala pizza servis elemanı olan loser Fry bir laboratuara girer ve yanlışlıkla insan donduran makinaın içine giren.Fry tam 1000 yıl dondurulmuştur.Gözlerini açtığında kendisini hiç bilmediği başka bir dünyada bulur.

Alkolik,hırsız,küfürbaz robot Bender,tek gözlü seksi ve korkusuz LeeLa,Fry’ın 21 kuşak öteden yiğeni 120 yaşındaki profesör bir araya toplanır.Artık hep birlikte uzay taşımacılığı yapacaklarıdır.Bu alışılagelmemiş kahramanlar maceradan maceraya atlayacaklardır.

Dizi iptal edilene yani 2003 yılına kadar Fox kanalında yayınlanmıştı daha sonra 2007 yılına kadar da Cartoon Network tarafından Adult Swim programında yayınlamıştır.

Ayrıyetten dizinin 2 tane de filmi yayınlanmıştır.

Bugünlerde 6.sezonuyla birlikte ekranlarımıza geri dönmüştür.Geçen 20 dakikanın nasıl bittiğini bile anlamayacaksınız.


12 Ağustos 2010 Perşembe

Survivors(2008)



Dünyada son kalanlar olsak,ailelerimizi,dostlarımızı,sevdiklerimizi kaybetmiş olsak,her gün kullandığımız adeta onsuz iş yapamayacak hale geldiğimiz teknolojiyi kullanamasak,en önemlisi hayatta kalabilmek adına sürekli birilerinden kaçmak ve savaşmak zorunda kalsak ne yaparız ? (gerçi son kısım şu anda da mevcut sayılır) İşte Survivors tüm bu soruların yanıtlarını bulduğu bir dizi.

Son dönemde bu konu hakkında çekilmiş pek çok film var ; Resident Evil,The Day After Tomorrow,28 Days Later,I am Legend gibi.

Dünyada son kalanlarolsak ne yaparız,dünyanın sonu gelse ne olur temaları bilimkurgu severler için oldukça revaçta.

Survivors da 2008 yapımı bir BBC dizisi.Aslında 1970 lerde çekilmiş BBC dramalarının yeniden çekilmiş hali. İnsanın bağışıklık sisteminin kendine saldırıp çökmesine sebep olan bir virüs bütün dünyaya yayılıyor ve dünya popülasyonunun % 90 nı öldürüyor.Yanlızca bu virüse karşı doğuştan bağışıklığa sahip birkaç şanslı  belki de kısmen şanssız insan hayatta kalmayı başarıyor.Ancak başroldeki Abby Grant hariç.Vücuduna virüs girip de ölmeyen tek kişi o.Virüsten sağ kurtulan bu insanların hayatta kalma mücadelesi başlıyor.Yağmalar,saldırılar…Güç kimdeyse yiyecek de,su da ondan.İnsanları tembelliğe ve korunmasız bir bebek haline getiren teknoloji gittikten sonra herkes içindeki ilkel güdüleri ve yaşama şeklini kabullenmek zorunda.Hiç bir şey eskisi gibi değildir çünkü.

Hikayede Survivorslarımızın tesadüfen birbirini bulması ve kendilerine küçük bir topluluk oluşturmasıyla start alıyor.Tek başına ayakta kalmaktansa bir grup halinde çok daha güçlü ve rahat olabileceklerini düşünürler.

Virüsün vüduna girmesine rağmen onu yenip hayatta kalan ve oğlu Peter’ı arayan Abby,daha önce berbat bir aile hayatı olan şimdiler  de ise yeni sessiz bir hayat kurmak isteyen Greg,hapishaneden kaçan ve bir katil olan dayanıklı çevik Tom,ailesinden hiçbir üye sağ kalamamış küçük Najid,güzel doktor Anya ve  babasının parasını yemekten başka bir işi olmayan playboy Al.Karakterlerimizin yolları artık beraberdir,yaşamaya birlikte çalışacaklardır.


Konu olarak hakikaten insanı derinden etkileyen bir yapıya sahip.Korkutuyor,paranoyayı ateşliyor.Ya bu hale bizde gelirsek olgusunu düşündürüyor.Çünkü insanın en ilkel kalmış yanlarını anlatıyor belkide.Kölelik,yağmacılık,kapitalizm hepsi dahilinde.

Ayrıyetten Manchester kırsallarında çekilmiş,dokunulmamış yeşillikler göz seyri açısından oldukça güzel.

Dizi 2. sezon sonunda sonlandırıldı.Ancak hayranlarının isteği sonucunda 3.sezon onayı beklemeye alındı.Sezon da İngiliz yapımlarına has olarak 6 bölüm var.Pilot bölümü yaklaşık 85 dakika diğer bölümler ise 60 dakika.



2.sezon




10 Ağustos 2010 Salı

Kane



Bilmeyeniniz vardır belki.Angel,Into the West,Leverage dizilerinin başarılı oyuncusu Christian Kane aynı zamanda bir country şarkıcısı.Hatta şöyle diyeyim bence müzisyenliği oyunculuğundan çok daha başarılı.

Country dünyasının sırma saçlı Kane i Teksaslı zaten.Christian Kane'in bu yönünü bilmeyenler eminim çok şaşıracaklar :)

                                     House Rules


                                  Thinking of You 

Sherlock Aramızda



İngiliz dizileri öyle herkes tarafından beğenilen yapımlar değildir.Belli bir kısım izler,beğenir,hayran olur yalnızca.Özellikle enteresan British aksanının payı büyük bu durumda.

Dizi dünyasında da genelde olduğu gibi soğuk bulunur İngiliz milleti.(Benim gibi deli bir İngiliz hayranıysanız daha doğrusu aksan zaafiyetiniz varsa geçersiz tabii bu durum.)
Sezonların kısalığı yani yalnızca 6 bölümden oluşması ve bölüm sürelerinin uzun olması (60-90 dk.) da benimsenmesini zorlaştıran diğer etmenlerden.Bütün bunlara rağmen kıyıda köşede kalmış İngilizlerin çıkardığı şahane yapımların sayısı yadsınamaz.Özellikle Stefen Moffat yapımları mutlaka izlenmesi gereken,müstesna dizilerdir.
İngilizlerin Friendsi olarak kabul edilen Coupling örneğin.Bir korku ve gerilim dizisi olan Jeykll.Efektleri çok şahane olmasa da tüm dünyada kült haline gelen bilim-kurgu dizisi Doctor Who.

Bugünlerde ise Stefen Moffat karşımıza ünlü İngiliz dedektefi Sherlock Holmes un 21.yy a uyarlanmış versiyonu olan bir mini diziyle çıktı.SHERLOCK.

Klasik Sherlock hikayelerinin aksine bu sefer ünlü dedektifimiz Sherlock Holmes sadık yardımcısı ve dostu Dr.John Watson ile 21.yy da yani günümüz Londrasında maceradan maceraya koşuyor.

Kaçık dedektif Sherlock u The Other Boleyn Girl den tanıdığımız Benedict Cumberbatch canlandırıyor.Rolüne cuk oturmuş bence.Mimikleri,gözleri,sopa gibi vücuduyla sanki hafızalardaki Sherlock a hayat vermiş.

Dedektifin sağ kolu,kadim dostu Dr.John Watson a ise  ‘’The Office’’ nin çatlak Tim Canterbury si Martin Freeman hayat veriyor.

Özellikle cast seçimini çok başarılı buldum.John Watson a bayılıyor da bayılıyorsunuz.Sherlock un tüm garipliklerine,çatlaklıklarına yaptığı espriler,verdiği karşılıklar  şahane.

Hikaye de oldukça hızlı gelişiyor,3 bölümlük bir mini dizi olduğundan mütevellit.Düşünüyorsunuz,eğleniyorsunuz bir taraftan da heyecanlanıyorsunuz.Duraksamalar,Sherlock un bulduğu ipuçlarının da yazıyla geçmesi ayrı hoş bir detay.

Diziyi izlerken ah bir Londra da yaşasam şuranın o rutubetli,ıslak havasını bir koklasam diyorsunuz adeta.Kartpostal gibi geçiyor önünüzden resmen ıslak ve büyülü şehir Londra.Kovalama sahnelerinde kullanılan çekim de bir dizi için fazla iyi.

Gelelim en has en dikkat kesilecek noktaya.Bir Sherlock Holmes yapımı asla müziksiz düşünülemez.Harika müzikleriyle hem kulağınız şenleniyor hem de daha bir adapte oluyorsunuz diziye.

Sherlock ve Watson tanışma hikayeleri ise ; askeri bir doktor olan Dr.Watson’nın Afganistan da savaş sırasında  sakatlanıp Londra ya dönmesiyle başlıyor.Sorunlu,işsiz Watson kendisine kalacak bir yer,parayı paylaşacağı bir ev arkadaşı arıyor.Tesadüfen bir gün park da okuldan arkadaşı ile karşılaşıyor ve tak sorunlu mu sorunlu,çılgın bir dedektif olan Holmes ile yolları kesişiyor.Başlıyor macera.

Bu arada dizinin bir bölümü 90 dakika sürüyor.Eğer Sherlock un dahi beynine yolculuktan sıkılmayacağım diyorsanız başlayın derim.Çünkü şayet dikkat sorununuz varsa 90 dakika bir bölüm sizi sıkabilir.


Şu yaz aylarımızı şenlendiren Sherlock u kaçırmayın  ! Macera yanı başımızda :)



Değinmeden geçmeyeceğim. Benedict Cumberbatch ile  gene bir BBC yapımı olan Merlin’i canlandıran Colin Morgan arasında inanılmaz bir benzerlik var.Sizce de öyle değil mi ?


8 Ağustos 2010 Pazar

Tutuşkanla Yapışkan

        (Sınav stresiyle harmanlanmış dizisever bir beynin çıkardığı garip sesler)

Gene gecenin bilmem kaçı.Benim ayık,dünyanın komada olduğu saatler.Yarın sınav varmış iş varmış güç varmış haydi şenlik varmış temalarına karşın,aman yahu koy göte rahvan gitsin temasını benimsemiş aklım ve habire ah be Christianlarımı bir görsem ama buna rağmen ders çalışmam lazım diyen benliğim devreye girmiş.Birbirlerine karşı amansız bir mücadele içindeler farketmeselerde.

Yanında ya notlar alıp baksana şaşkın !

-İstemiyorum işte,Lost izleyeceğim ben Desmond bro gelebilirmiş bu bölüm.İzlemeden yatmam.Ayrıca fare yiyen uzaylılarda aylar sonra dönüş yaptı onlarada bakıcam.

Yarın sabah ne yapacaksın peki ? Kağıda Des bronla,bronzlaşmış yeni model uzaylılarını mı yazacaksın.Sorumluluk öğren biraz uleyn.

-Yazıcam tabi beğenmeyen beğenmesin bi kere ben buyum.Des bromu yazıcam,Anna yı yazıcam hatta ve hatta tutup sevişgen Melrose Place ahalisini yazıcam.Hocada anlayacak hem sosyal psikoloji neymiş.
Kaybol başımdan,deetttt yapıştın iyicene!

İyilik de yaramıyor sana.Rüyanda kendini Spartacus e karşı arenada gör inşallah.Gebermeyesice.Ben gidiyorum.
Sabaha napıcam ben diye tutuş kal öyle !



Leverage Manisi

Haydi Eliot topla şu saçlarını

Dağıtmak lazım kötü şirketin 


adamlarını

Parker çalıverdi lazımlıklarını (!)

Bir tuş darbesiyle hackler Hardison alayını

Ah Nate içip durma sende

Sophie müthiş Fransız aksanıyla öpüverir dudaklarını

Kutsal Kumanda

Geçen günlerde tuhaf bir rüya gördüm.Oldukça tuhaf bir rüya hem de.O gecenin öncesinde annemle birlikte televizyon tamircisine gitmiştik.Çesit çesit  televizyonlar gövdeleri çikmis bir şekilde onarılmayı bekliyorlardı.Sanırım bu rüyayı görmem onun etkisindendir.                                                                                                
   Ben bir televizyon avcısıyım. Çocuklar gelip yardım istiyorlar benden.Sihirli kumandamla kötü programları yok etmemi istiyorlar.Tabi dayanamıyorum isteklerine,alıp kumandamı koşuyorum savaşmaya kötülerle.Gereksiz programları çikariyorum teker teker sihirli kutunun içinden.Kumandamı ilk değdirdiğim diziler.Çok zor olacak bu ,rakibim çok güçlü çünkü.Karakterler üzerime gelmeye başlıyorlar.Bakıyorum bunların çogu zengin,fakir çok az içlerinde.Hepsi villalarda oturuyor,lüks arabalara biniyorlar.Evet ama bizim ülke böyle değil ki,sanki herkes zengin ,herkes konaklarda oturup gece alemlere gidiyor.Önce bunları yok ediyorum.Arkadan sürekli ağlayan gündemden rant elde etmek isteyen duygu sömürücüleri çikiyor.Sahte gözyaşlarıyla boğmak istiyorlar beni ama izin vermiyorum onlara.İnsanların duygularıyla oynamanın bedelini ödetiyorum.Sms yağmuruna tutuyorum onları.Kutsal kumandamla  uçuruyorum .                                                                                                                           
    En sona ise en beterleri, en korkunçları saklanmış.Televizyonda uyguladıkları şiddeti  üzerimde de kullanmak istiyorlar.Silahlar ağır küfürlü sözler.İzin vermem veremem.Geçit yok sizlere.Kumandamı değdirip sonlandırıyorum olayı.içlerinde gerçekten sağlam ve kaliteli olan birkaç tanesi kalıyor.                                                                                                                                                               
  Şimdi sıra yarışmalarda.Ellerinden yalandan yapılmış mumlarla çikiyorlar karşima.Beni kandıramazsınız diyorum.Hepsi bir oluyor o sırada.Jüri üyeleri sözleriyle öldürmeye çalisiyor beni.Mavi kutular ise bankacıdan aldıkları talimatla paradan yapılmış oklar fırlatıyorlar sırtıma.Kutsal kumanda giriyor devreye.Kutuların rengini maviden beyaza çeviriyor hemen.Zavallı bilgi yarışmaları ise olanları köşeden izliyorlar.Ellerinden bir şey gelmiyor ki ne yapsınlar.Yalandan ve şaşaadan örülmüs duvarlar önlerini tıkıyor,değer verilmiyor onlara.Birden magazin programları mikrofon uzatıyorlar.Önümü göremiyorum sorularından .Kutsal kumanda son bir hamleyle yok ediyor onları da.Son bir engel daha ,futbol programları çikiyor karşima.Gereksiz yorumcular sarıyor etrafımı.Yaptığımın  ofsayt mı yoksa kırmızı kart mı olduğunu tartışıyorlar.Çekistiriyorlar ben etlerimi lime lime etmeye çalisiyorlar.                                                                                                                                                               
  Ama güç bende kumandamla onları yeşil sahalara değil kurtarılması gereken yeşil ormanlara yolluyorum.Sanırım kurtuldum tüm bu kötü programlardan.                                                                                                            
    Kutsal kumandayı alıp çocuklari yanına gidiyorum müjdeyi vermek üzere.Kutsal kumandayı çocuklara teslim ediyorum bir daha kaybetmeyin diye de ögütlüyorum onları.Sonra arkamdan haber programları saldırıyor birden.                                                                                                                                                                    
    O anda nefes nefese uyandım.Yan odaya geçip kumandamı buldum.Çok şükür buradaydı,elimde. Televizyonu açtım.Fakat her şey eskisi gibiydi, hiçbir farklılık yoktu.                                                                                                       
     Uzaktan kumandamı camdan atıp, tekrar yatağıma döndüm.Korkusuz bir televizyon avcısı olmaya…



PS:Bu yazım ''Yordam'' dergisinin ilk sayısında yayımlanmıştır.

Yazıyı yazdığım vakit henüz 16 yaşında falandım,bayağı etkilenmişim herhalde Türk televizyonlarının bu tuhaf hallerinden. :)